bu kelimenin başına ödül koyuyorum
şimdi bir tane kelime arıyorum. dilimin ucunda değil. beynimin bir köşesinde ama bir türlü aklıma doğru getiremiyorum. yani hissettiğim bir şey var ve o kelime tam buna karşılık gelecek. bir tek onu yazmam yetecek.
şu an içinde bulunduğum his şu; yani boş yere suçlanmak, hatalı olan tarafından hatalı ilan edilmek veya büyük balık küçük balığı yer. ama böyle bir şeyler olur da sessiz kalırsın işte o. kelimenin anlamı bu ama kendisini bir türlü çıkaramadım.
anlamına göre sözlük diye bir şey var mı?
filmlerden çok etkileniyorum
bugün kitap okurken yine o yemek ismini gördüm. yine o yemek hakkında kötü konuşuluyordu. çocukluğumdan beri ne gördüm ne de yedim. o zamanlar okuduğum bir kitapta da kötü anlatılıyordu diye. ilk kez bugün merak ettim nedir nasıl yapılır diye. hâlâ bakmadım. o yemek => kapuska
tıpkı bazı çizgi filmlerdeki masa üzerinde duran ekmek gibi, kitapta okuyupta resmen kokusunu duyduğum şeyse zencefilli kek. o da hiç hayallerimdeki gibi çıkmamıştı.
kapuska neymiş ona bakayım.
bence şehir denen şeyin en güzel yeri tabelaları olmalı.
unutmayayım
sen: çiçek olsan hangi çiçek olurdun?
ben: (böyle bir soru ile ilk defa karşılaşan ciddiye alıp gerçek romantik bir cevap mı versem yoksa dalga mı geçsem bilemeyişi ile dolu hınzır ama mağrur bir gülümseme ile) portakal çiçeği olurdum.
sen: :!
ben: sonra portakal olur kafana düşerdim, uyu artık ye.
şimdi aklıma geldi. çok şahane nar çiçeği olurum. sonra nar olu…
yeni sayfa
yani şu dünya üzerinde takipçi sayısı 6’ yı geçmeyen blogumun çok önemli biriymişimcesine hacklenerek yok olması (tamam hacklenen ben değildim ama benimki de o sebepten gitti).
bu kadar önemsendiğimi (!) farkedince resmen yeni bir sayfa açtım - gerçek anlamda-
tabi ki büyük harf burada da olmecek.
link listelerinize beni en üste en favori blogunuzcaymışına acele ile ekleyin - ne olacak sa ? -
hava durumu
burası çok sağnak gürültülü, gök yağışlı. iyi ki camları silmemiştik.
en sesli gök akdeniz bölgesinde bulunur aslında. yağmur vururken cama, ahşap pencere aralıklarından giren hava, titreyen camlar alır beni götürürdü korkulara.
ömer’ i uyutmak için söylediğim son söz hep şu “bütün bebekler uyudu “
“hayata inanmak lazim hayri bey. siz hayata degil acemasiran’a inaniyordunuz”